22 Mayıs 2026 Cuma

Özdağ’dan Devlet ve Demokrasi Vurgusu-Yılmaz Parlar

  

Zafer Partisi’nden “Millete Gidelim” Çağrısı

Ümit Özdağ, “Demokrasinin Çözüm Adresi Sandıktır”

Özdağ’dan Devlet ve Demokrasi Vurgusu

“Kurumlar Yıpranmamalı, Milli İrade Güçlenmelidir”

“Haydi Seçime Gidelim” Mesajı

Zafer Partisi Erken Seçim Çağrısını Devlet Ciddiyetiyle Yaptı

Türkiye’de siyaset ve hukuk ekseninde yaşanan tartışmalar sürerken, Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın Cumhuriyet Halk Partisi hakkında verilen “mutlak butlan” kararına ilişkin yaptığı açıklamalar, yalnızca siyasi değil; devlet düzeni, demokratik meşruiyet ve kurumsal güven açısından da dikkat çekici bulundu.

Özellikle Özdağ’ın açıklamalarında, parti çıkarlarının ötesinde “hukuk devleti”, “devlet kurumlarının korunması” ve “demokratik düzenin muhafazası” vurgusu yapması; siyasi kulislerde “devlet refleksi taşıyan bir yaklaşım” olarak değerlendirildi.

“Zafer Partisi Kurumların Yanında Durdu”

Kararın ardından Antalya programını yarıda keserek Ankara’ya dönen Özdağ’ın, CHP Genel Merkezi’ni ziyaret ederek Özgür Özel ile görüşmesi; farklı siyasi görüşlere rağmen demokratik sistemin korunmasına yönelik bir dayanışma mesajı olarak yorumlandı.

Zafer Partisi’nin açıklamalarında özellikle;

Hukuk devletinin korunması,

Demokratik siyasetin meşruiyeti,

Devlet kurumlarına duyulan güvenin sürdürülmesi,

Milli iradenin esas alınması

başlıklarının öne çıkması dikkat çekti.

Siyasi gözlemcilere göre Zafer Partisi’nin bu süreçte kullandığı dil, yalnızca muhalefet refleksi değil; “devlet ciddiyeti” taşıyan bir siyasal pozisyon ortaya koyuyor.

Ümit Özdağ’dan “Devlet Dili” Mesajı

Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın açıklamasında en dikkat çeken bölüm ise şu vurgu oldu:

“Zafer Partisi’nin ilgisi, Türkiye’de devlet kültürü, hukuk devletinin muhafazası, demokratik hukuk düzeninin muhafazasıyla ilgilidir.”

Bu ifade, siyasi tartışmayı günlük polemiklerin ötesine taşıyarak, devlet kurumlarının ve demokratik yapının korunmasını merkeze alan bir yaklaşım olarak değerlendirildi.

Özellikle kamuoyunda oluşan “kurumlara güven” tartışmaları içerisinde Zafer Partisi’nin daha dengeli ve kurumsal bir çizgi oluşturmaya çalıştığı yorumları yapılıyor.

“Çözümün Adresi Millettir”

Özdağ’ın açıklamalarında erken seçim çağrısı da dikkat çekerken, bu çağrının “sokak gerilimi” yerine doğrudan millet iradesine vurgu yapan bir çerçevede yapılması siyasi açıdan önemli bulundu.

“Tek çözüm vardır; o da millete gitmek ve millete sormaktır” ifadeleri, demokratik meşruiyetin sandıkta aranması gerektiği yönünde bir mesaj olarak değerlendirildi.

Zafer Partisi’nin;

“Hadi seçime gidelim. Bu yaptıklarınızı Türk halkına soralım. Hodri meydan!” çıkışı ise siyasi tansiyonu artıran bir meydan okumadan çok, çözümün demokratik yöntemlerle aranması gerektiğini savunan bir çağrı olarak yorumlandı.

Türk Siyasetinde Yeni Bir Konumlanma mı?

Zafer Partisi’nin son dönemde özellikle güvenlik politikalarının yanında hukuk devleti, ekonomi, gençlik ve kurumsal devlet yapısı üzerine yaptığı vurgular; partinin yalnızca protest siyaset yapan değil, devlet yönetimine talip olan bir siyasi çizgi oluşturmaya çalıştığı yönünde yorumlanıyor.

Özellikle Ümit Özdağ’ın kriz anlarında “kurumsal devlet refleksi” taşıyan açıklamalar yapması, siyasi iletişim açısından dikkat çekici bulunuyor.

Birçok siyasi gözlemciye göre, bu süreçte verilen mesajların tonu; sert muhalefet ile devlet ciddiyeti arasında dengeli bir çizgi kurma arayışını ortaya koyuyor.

Demokrasi Tartışmalarında Yeni Dönem

Türkiye’de siyaset-hukuk ilişkisine dair tartışmalar sürerken, Zafer Partisi’nin yaptığı açıklamalar; yalnızca bir partiye destek vermekten çok, demokratik düzenin ve hukuk devletinin korunmasına yönelik bir siyasi pozisyon alma çabası olarak görülüyor.

Özellikle “devlet kurumlarına güven”, “milli irade” ve “hukuk devleti” vurgularının ön plana çıkması, açıklamaların kamuoyunda daha geniş bir zeminde tartışılmasına neden oldu.

yilmazparlar@yahoo.com

Zafer Party Calls to “Return to the Nation”

Ümit Özdağ: “The Solution of Democracy Lies at the Ballot Box”

Özdağ Emphasizes State Institutions and Democracy

“Institutions Must Not Be Weakened, National Will Must Be Strengthened”

“Let Us Go to Elections” Message

Zafer PartyMakes Early Election Call with the Language of State Responsibility

As political and legal debates continue in Türkiye, the statements made by Zafer PartyChairman Prof. Dr. Ümit Özdağ regarding the “absolute nullity” ruling about the Republican People’s Party (CHP) attracted attention not only politically, but also in terms of state order, democratic legitimacy, and institutional trust.

Observers particularly noted that Özdağ’s remarks went beyond party interests by emphasizing the rule of law, the protection of state institutions, and the preservation of democratic order. Political circles interpreted this approach as reflecting a “state-oriented political reflex.”

“Zafer PartyStood by the Institutions”

After the ruling, Özdağ interrupted his Antalya program and returned to Ankara, where he visited CHP Headquarters and met with CHP Chairman Özgür Özel. This move was interpreted as a message of democratic solidarity beyond political competition.

Victory Party’s statements prominently highlighted:

The protection of the rule of law,

The legitimacy of democratic politics,

Maintaining trust in state institutions,

Respect for the national will.

According to political observers, the language used by Zafer Partyin this process reflects not merely opposition politics, but also a position carrying “the seriousness of state responsibility.”

Özdağ’s “Language of the State” Message

One of the most striking parts of Özdağ’s statement was:

“Victory Party’s concern is the preservation of state culture, the rule of law, and the democratic legal order in Türkiye.”

This statement was interpreted as an effort to move the debate beyond daily political polemics and toward the protection of democratic institutions and constitutional order.

Analysts also noted that amid growing public debates about trust in institutions, Zafer Partyappears to be building a more balanced and institutional political line.

“The Solution Lies with the Nation”

Özdağ’s call for early elections also drew attention, especially because it framed the solution not through street tension but through the direct will of the people.

His statement:

“There is only one solution: to go to the people and ask the nation.”

was widely interpreted as a message that democratic legitimacy must ultimately be determined at the ballot box.

Victory Party’s challenge:

“Let us go to elections. Let the Turkish people decide. Challenge accepted!”

was viewed not merely as political confrontation, but as a call to seek solutions through democratic means.

A New Positioning in Turkish Politics?

Victory Party’s recent emphasis not only on security issues but also on the rule of law, economy, youth policies, and institutional governance has led many observers to conclude that the party is attempting to position itself not simply as a protest movement, but as a governing alternative.

Particularly during times of political crisis, Ümit Özdağ’s institutional and state-centered rhetoric has attracted attention in terms of political communication strategy.

Many analysts argue that the tone of these statements reflects an effort to balance strong opposition with the seriousness and responsibility associated with state leadership.

A New Era in Democracy Debates

As discussions continue in Türkiye regarding politics and the judiciary, Victory Party’s statements are increasingly being interpreted not merely as support for a political party, but as an attempt to defend democratic order and the rule of law.

The emphasis on institutional trust, national sovereignty, and democratic legitimacy has broadened public debate around these issues.

yilmazparlar@yahoo.com

4 Mayıs 2026 Pazartesi

Siyasette Kıskançlık Sendromu -Yılmaz Parlar

 

 Siyasette Kıskançlık Sendromu

Saha Odaklı Siyaset Tarzıyla Ümit Özdağ Neden Kıskanılıyor?

“Baş” ile “Kelle” Arasındaki Fark

Kıskancın Başı Değil Kellesi Vardır.

Başda Beyin Bulunduğu İçin Güler

Kellenin Beyni Satıldığı İçin Sırıtır

Algı ile akıl arasındaki mücadele derinleşirken, siyaset sahnesinde “düşünenler” ile “tepki verenler” arasındaki ayrım giderek belirginleşiyor.

Siyasi Bağlam

Ümit Özdağ ve Zafer Partisi etrafında oluşan tartışmalar da bu çerçevede değerlendirilebilir.

Destekleyenler, bunu bir “alternatif üretme çabası” olarak görürken, karşıt görüşler çoğu zaman eleştiriden çok tepki üretme eğiliminde kalıyor.

Burada dikkat çeken nokta şu, Eleştiri ile kıskançlık arasındaki çizgi giderek bulanıklaşıyor.

Siyaset sadece projelerin değil, aynı zamanda psikolojilerin de yarıştığı bir alan.

Saha Odaklı Siyaset Tarzı

Saha Odaklı Siyaset Tarzı Ümit Özdağ Saha Verilerine Dayalı Siyaset Tarzı Olarak Değerlendiriliyor.

Son dönemde yaşanan tartışmalar, klasik bir gerçeği yeniden hatırlattı: Kıskançlık, çoğu zaman fikir üretiminin değil, fikir eksikliğinin sonucudur. “Kıskancın başı değil kellesi vardır” ifadesi, ilk bakışta sert bir söz gibi görünse de aslında günümüz siyasetinde yaşanan bir durumu oldukça net özetliyor.

Anadolu’yu karış karış gezerek esnafın, STK’ların ve yerel aktörlerin nabzını yerinde tutan Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, sahadan elde ettiği gözlemlerle Türkiye’nin gerçek gündemini analiz etmeye ve çözüm önerileri geliştirmeye devam ediyor.

Siyasi tartışmaların çoğu zaman ekranlar ve sosyal medya üzerinden yürüdüğü bir ortamda, Özdağ’ın doğrudan saha temasına dayalı politik dili, destekçileri tarafından “gerçekçilik ve veri temelli siyaset” olarak değerlendirilirken; eleştirel çevrelerin bir kısmı ise bu çıkışı farklı yorumlayabiliyor.

Ancak tüm bu farklı bakışlara rağmen, siyasette giderek daha belirgin hale gelen ayrım; sahaya inen, veri toplayan ve çözüm üreten yaklaşım ile yalnızca tepki ve algı üzerinden hareket eden siyasi refleksler arasındaki fark üzerinden şekilleniyor.

 Bu çerçevede Özdağ’ın saha odaklı siyaset tarzı, Türkiye’de siyasi tartışmaların yönünü belirleyen önemli başlıklardan biri olarak öne çıkıyor.

Toplumu Yönlendiren Liderler

Toplumu yönlendiren liderler ile sadece tepkisel hareket eden aktörler arasındaki fark, burada ortaya çıkıyor.

Zihinle yaklaşan, Zihin İle Yaklaşım- Düşünür üretir, strateji kurar

Tepkiyle hareket eden, Sorgulamadan Tepki Verir, taklit eder, yönlendirilir

Bu ayrım yalnızca bireyler arasında değil, siyasi hareketler arasında da gözlemleniyor.

Toplumda iki yaklaşım öne çıkıyor; Analiz edenler ,Tepki verenler

Özellikle yükselen siyasi figürlere yönelik eleştirilerin büyük kısmı, çoğu zaman yapıcı olmaktan ziyade refleksif ve duygusal bir zeminde gerçekleşiyor.

Toplumda iki tip yaklaşım belirginleşiyor: Beyni olan güler: Olayları analiz eder, anlamlandırır ve sağduyu ile yaklaşır. Beynini satan sırıtır: İçeriği sorgulamaz, sadece görüntü verir.

Bu durum, sosyal medyada da açıkça görülüyor. Gerçek tartışmaların yerini çoğu zaman sloganlar, etiketler ve yüzeysel tepkiler alıyor.

Geniş Perspektif

Siyasetin sağlıklı ilerleyebilmesi için eleştiri şarttır. Ancak eleştiri; bilgiye, veriye ve akla dayanmadığında, yerini kolayca kıskançlık ve itibarsızlaştırma çabalarına bırakır. Bu da toplumsal tartışma kalitesini düşürür. Sonuç olarak mesele basit ama derin:

Siyasette asıl ayrım ideolojilerden önce zihniyetler arasında oluşuyor. Düşünenler ile tepki verenler… Gülenler ile sırıtmakla yetinenler… Ve belki de en önemlisi: Baş olanlar ile sadece kelle taşıyanlar arasında. “Beyni olan güler… Beynini satan sırıtır.”

yilmazparlar@yahoo.com

Jealousy Syndrome in Politics

Why is Ümit Özdağ envied for his field-oriented political style?

The Difference Between "Head” and "Skull”

The jealous person has not a "Head" but a "Skull”
Because the "Head” contains a brain, it laughs.
The "Skull” grins because its brain has been sold.

As the struggle between perception and intellect deepens, the distinction between “those who think” and “those who react” becomes increasingly evident on the political scene.

Political Context
The debates surrounding Ümit Özdağ and the Zafer Party can also be evaluated within this framework.

While supporters see this as “an effort to produce an alternative,” opposing views often tend to produce reactions rather than genuine criticism.

The noteworthy point here is that the line between criticism and jealousy is gradually blurring.

Politics is an arena not only of projects but also of psychologies.

Field-Oriented Political Style

Ümit Özdağ’s field-oriented political style is regarded as a style of politics based on field data.
Recent debates have reminded us of a classic truth: Jealousy is most often the result of a lack of ideas, not the production of ideas. The statement, “The jealous person has not a 'baş' but a 'kelle',” may seem harsh at first glance, but it actually summarizes a situation occurring in today's politics quite clearly.

Ümit Özdağ, the leader of the Zafer Party, who travels extensively across Anatolia, monitoring the pulse of tradesmen, NGOs, and local actors on the ground, continues to analyze Turkey's real agenda and develop solutions based on his field observations.

In an environment where political debates are often conducted through screens and social media, Özdağ's political language, based on direct field contact, is seen by his supporters as “realistic and data-driven politics,” while some critical circles interpret his stance differently.

Despite all these differing views, the distinction becoming increasingly evident in politics is shaped by the difference between an approach that goes into the field, collects data, and produces solutions, versus political reflexes that act solely through reaction and perception.

In this context, Özdağ's field-oriented political style stands out as one of the key topics shaping the direction of political debates in Turkey.

Leaders Who Guide Society
The difference between leaders who guide society and actors who merely react emerges here.

Those who approach with intellect Think, produce, strategize.

Those who act with reaction React without questioning, imitate, are directed.

This distinction is observed not only among individuals but also among political movements.

Two main approaches stand out in society: Those who analyze, and those who react.
Much of the criticism directed at rising political figures is often reflexive and emotional rather than constructive.

Two types of approaches are becoming evident in society:

Those who have a brain laugh

Analyze events, make sense of them, and approach with common sense.

Those who sell their brain grin Do not question the content, merely project an image.

This situation is clearly visible on social media. Genuine debates are often replaced by slogans, hashtags, and superficial reactions.

Broad Perspective
Criticism is essential for politics to progress healthily. However, when criticism is not based on knowledge, data, and reason, it easily gives way to jealousy and efforts to discredit. This reduces the quality of public debate.

In conclusion, the issue is simple yet profound:

The real divide in politics is occurring not between ideologies but between mentalities. Between those who think and those who react… Between those who laugh and those who merely grin… And perhaps most importantly: Between those who have a "head” and those who merely carry a "skull”

“Those who have a brain laugh… Those who sell their brain grin.”

yilmazparlar@yahoo.com

18 Aralık 2025 Perşembe

Ümit Özdağ Antalya’da Türk Milleti Adına Önemli Uyarılar-Yılmaz Parlar

  

Devlet Aklıyla Konuşan Lider Ümit Özdağ’dan , Tarihi Uyarılar

Terörle Yapılan Gizli Anlaşma Türk Milletine Kabul Ettirilmek İsteniyor

Türkiye’nin kritik bir eşikten geçtiği bir dönemde, Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ, Antalya’da gerçekleştirdiği Türk Milleti Toplantısı’nda yalnızca bir siyasi değerlendirme yapmadı; devlet ciddiyetiyle, tarih bilinciyle ve millet adına hesap soran bir lider profili ortaya koydu.

Özdağ’ın açıklamaları, günlük siyasetin ötesinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter yapısı, milli egemenliği ve geleceği açısından hayati başlıkları kapsadı.

Tarihi nitelikte açıklamalarda bulundu. Toplantı, Türkiye'nin geleceğini ilgilendiren kritik konuların cesur, net ve belgelere dayalı şekilde masaya yatırıldığı bir zirve niteliği taşıdı.

Bir Liderin Duruşu, Vizyoner Çözümlerle Dolu, Milli Duruşta Ödünsüz Bir Performans

Prof. Dr. Ümit Özdağ, bu toplantıda sadece bir siyasi lider olmanın ötesine geçerek, adeta bir devlet adamı sorumluluğu ve stratejist öngörüsüyle milli meselelere bütüncül çözümler sundu.

Konuşması, derin analiz gücü, tarihi perspektif ve somut projelerle bezeliydi. Her soruna sadece teşhis koymakla kalmayıp, tedavi reçetesini de sunan bu kapsamlı değerlendirme, onun siyaset sahnesindeki benzersiz konumunu ve liderlik vasfını bir kez daha tescilledi.

Ümit Özdağ, Sessiz Kalan Devletin Yerine Konuşan Lider

Prof. Dr. Ümit Özdağ, konuşmasının ilk dakikalarından itibaren meselelere sloganla değil soru sorarak, polemikle değil belgeyle, hamasetle değil devlet aklıyla yaklaştı. Özdağ’ın bu yaklaşımı, onu alışılmış siyasi aktörlerden ayıran temel farkı bir kez daha gözler önüne serdi.

Halk'tan Gizlenen 62 Sayfalık Tutanak

Özdağ, terör örgütü PKK ve elebaşı Abdullah Öcalan üzerinden yürütülen sürece ilişkin olarak, kamuoyundan gizlenen görüşmelerin varlığına dikkat çekerek, “Madem hayırlı bir iş yapıldığını düşünüyorsunuz, neden Türk milletinden saklıyorsunuz?” sorusunu yöneltti.

Özdağ, İmralı görüşmelerine dair 62 sayfalık esas tutanakların 17, ardından da 4 sayfaya indirilerek halktan gizlendiğini vurguladı. Türk milletine sorduğu şaşırtıcı sorularla müzakere masasındaki iddia edilen talepleri sıraladı:

Öcalan'ın Gabar petrolünden ve bölgede üretilen elektrikten pay istedi mi?

Anayasa'dan Türklük tanımının çıkarılmasını istedi mi?

Kürtçenin ikinci resmi dil olmasını ve ana dilde eğitimi talep etti mi?

YPG/SDG'nin dağılmayacağını, sadece polis örgütü adını alacağını söyledi mi

Bu soru, toplantının omurgasını oluşturdu.

Kapalı Kapılar Ardındaki Pazarlığa Açık İtiraz

Genel Başkan Özdağ, 22 Ekim 2024’ten itibaren yaşanan gelişmeleri kronolojik bir netlikle hatırlatarak, “asla müzakere yok” denilen sürecin fiilen bir al-ver pazarlığına dönüştüğünü vurguladı. İmralı’ya giden milletvekilleri, kamuoyuna açıklanmayan tutanaklar ve basına sızan sayfa sayıları üzerinden konuşan Özdağ, şeffaflık eksikliğini devlet-millet bağını zedeleyen bir tehlike olarak tanımladı.

Özdağ’ın özellikle altını çizdiği nokta, PKK’nın taleplerinin artık silah bırakma değil, anayasal düzeni hedef alan siyasi dayatmalar haline gelmiş olmasıydı. Üniter devlet yapısı, Anayasa’nın 66. maddesi, ana dilde eğitim ve ikinci resmi dil tartışmaları, Özdağ’ın ifadelerinde açık bir “devletin temeline yönelmiş saldırı” olarak yer aldı.

Biz Hangi Savaşı Kaybettik?

Toplantının en çarpıcı bölümlerinden biri, Özdağ’ın “ikinci aşama” söylemine verdiği yanıt oldu. “Biz hangi meydan savaşını kaybettik ki şimdi barış anlaşması yapıyoruz?” sorusu, salonda olduğu kadar kamuoyunda da yankı uyandıracak nitelikteydi.

Özdağ, terör örgütünün silah bırakmadığı, teslim olmadığı bir ortamda hukuki düzenlemelerden söz edilmesini, devlet ciddiyetiyle bağdaşmayan bir teslimiyet hali olarak tanımladı. Bu yaklaşım, onun güvenlik meselelerine duygusal değil, stratejik baktığını bir kez daha ortaya koydu.

Dış Politika, Güvenlik ve Devlet Zaafı Uyarısı

Konuşmasında sadece iç siyasete değil, dış politika ve güvenlik başlıklarına da geniş yer ayıran Özdağ; Ege, Kıbrıs, Karadeniz ve hava sahası ihlalleri üzerinden “devlet otoritesindeki aşınmaya” dikkat çekti. Kimliği belirsiz bir İHA’nın Ankara’ya kadar ilerlemesini “affedilemez bir skandal” olarak nitelendiren Özdağ, Milli Savunma Bakanlığı’na net ve cevaplanması gereken sorular yöneltti.

Deprem, Sanayi ve Planlı Devlet Vurgusu

İstanbul depremi ve sanayinin Marmara’da yoğunlaşması konusundaki uyarılarıyla Özdağ, sadece bugünü değil yarını planlayan bir lider profili çizdi. Zafer Partisi’nin “4 Deniz 4 Bölge Projesi”ni hatırlatan Özdağ, Devlet Planlama Teşkilatı’nın yeniden kurulmasının bir tercih değil, zorunluluk olduğunu vurguladı.

Uyuşturucu, Sığınmacılar ve Milli Güvenlik

Uyuşturucu ile mücadeleyi bir “asayiş” meselesi değil, milli güvenlik meselesi olarak ele alan Özdağ, PKK’nın uyuşturucu trafiğiyle bağını açık ifadelerle dile getirdi. Anadolu Kalesi ve Tertemiz Türkiye projeleriyle Zafer Partisi’nin bu alandaki somut yol haritasını da kamuoyuyla paylaştı.

Ekonomik Tablo, Rakamlarla Yoksulluk

Konuşmasının sonunda paylaştığı borç ve gelir verileriyle Özdağ, Türkiye’deki ekonomik çöküşü rakamlarla ortaya koydu. Kişi başına düşen borçtan asgari ücret tartışmasına kadar uzanan bu bölüm, Özdağ’ın sadece güvenlik değil, sosyal adalet meselesini de merkezine alan bir siyaset yürüttüğünü gösterdi.

43,3 Milyon Kişinin Borç Batağı, "Kişi Başı 125 Bin Tl Borç"

Konuşmasını çarpıcı ekonomik verilerle tamamlayan Özdağ, 43,3 milyon bireysel kredi kartı borçlusu olduğunu ve toplam borcun 5,4 trilyon TL'ye ulaştığını açıkladı. Bu rakamın kişi başı 125 bin TL veya 6 asgari ücrete denk geldiğini vurgulayarak, yoksulluğun boyutlarını gözler önüne serdi. Zafer Partisi olarak "En düşük emekli aylığı asgari ücretin altında olamaz" ilkesini bir kez daha hatırlattı.

Prof. Dr. Ümit Özdağ'ın Antalya'daki bu kapsamlı konuşması, Türkiye'nin içinde bulunduğu çok boyutlu krize karşı hazırlıklı, programlı ve kararlı tek siyasi alternatifin Zafer Partisi olduğunu bir kez daha tüm açıklığıyla ortaya koydu.

Net Sonuç… “Anlaşma Zaten Yapıldı”

Basın mensuplarının sorusu üzerine yaptığı değerlendirme ise toplantının final mesajı oldu. Özdağ, yaşanan sürecin bir müzakere değil, önceden yapılmış bir anlaşmanın Türk milletine kabul ettirilme süreci olduğunu ifade ederek, sürecin en net fotoğrafını çekti.

yilmazparlar@yahoo.com

4 Kasım 2025 Salı

Ümit Özdağ Türk Halkı İradesinin Ortadan Kalkmasına İzin Vermez-Yılmaz Parlar

 

Ümit Özdağ’dan demokrasi, seçim ve milli irade vurgusu; “Sandık, bu ülkenin son kalesidir.”

"Milli Üniter Laik Devletin Son Kalesiyiz"

 Türk Siyasetinin Merkezinde Biz Varız

 “Atatürk’ün Kurduğu Cumhuriyeti 21. Yüzyıla Taşıyacağız”

“İttifaklar Zamanla Netleşir – Uzun Süreli Koalisyonlar Yıpratır”

Türkiye’nin siyasal atmosferi seçim tartışmalarıyla yeniden ısınıyor. Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ, katıldığı bir televizyon programında ülkenin geleceğine, olası ittifaklara ve seçim sürecine ilişkin çarpıcı değerlendirmelerde bulundu.

Cumhurbaşkanlığı seçimleri, muhalefete yönelik operasyon iddiaları, Zafer Partisi'nin siyasetteki konumu ve ittifak stratejisi gibi Türkiye'nin gündemine dair çok kritik mesajlar verdi.

Özdağ’ın sözleri, yalnızca siyasi bir yorum değil; aynı zamanda Türk demokrasisine sahip çıkan güçlü bir uyarı niteliğindeydi.

“Türk halkı iradesinin ortadan kalkmasına, göz ardı edilmesine, müdahalesine izin vermez. Bu millet iradesine sahip çıkar; sandık bu ülkenin son kalesidir.”

Kimse Seçimsiz Türkiye’ye Cesaret Edemez


Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın seçimleri erteleyebileceği yönündeki söylentilere değinen Özdağ, iddiaları ciddiye almadığını belirtti.

"Erdoğan'ın böyle bir plan olduğunu düşünmüyorum. Türkiye'de demokrasi adına geriye bir tek sandık kaldı. Onun için bu sandığın ortadan kalkmasına Türkiye Cumhuriyet Devleti'nin devlet kültürü, Türk halkının siyasal kültürü izin vermez. Seçimlerin olmadığı bir ülke çok rahatlıkla bir diktatörlük olarak nitelendirilebilir.

“Erdoğan seçmeni tanıyan bir siyasetçi. Seçmenin iradesine yapılan her müdahalenin tepkisini defalarca yaşadı. 2019’da İstanbul seçimlerinde 13 bin fark 850 bine çıktı. Bu halk iradesiyle oynanmasından hoşlanmaz. Türkiye’de sandık kalkmaz.”

Özdağ, seçimlerin demokrasi için bir zorunluluk olduğunu vurguladı:

“Seçimsiz bir Türkiye diktatörlük olur. Ama bu ülkenin ekonomik, siyasi, kültürel yapısı buna izin vermez. Seçim zamanı geldiğinde yapılacaktır. Halkın iradesi bu ülkenin en sağlam zeminidir.”

İmamoğlu Ve Yavaş’a Operasyon Olursa Halk Cevabını Sandıkta Verir”


Özdağ, İmamoğlu’nun tutukluluğu ve Mansur Yavaş hakkındaki iddialar hakkında da net konuştu:

“Türk Halkı İradesiyle Oynanmasına İzin Vermez”

“İmamoğlu tutuklandı, Silivri’de yanındaydım. Eğer şimdi Mansur Yavaş’a da benzer bir süreç işletilirse, halk sandıkta çok sert tepki gösterir. Türk halkı kendi iradesine dokunulmasından hoşlanmaz.”

2019 seçimlerine atıf yapan Özdağ, o dönemdeki tepkinin unutulmaması gerektiğini söyledi:

“Aynı zarftan çıkan oylardan biri geçerli biri geçersiz sayıldı. Halk bunu unutmadı. Şimdi de benzer bir tablo oluşursa, sonuç yine milletin iradesiyle değişir.”

“İttifaklar Zamanla Netleşir – Uzun Süreli Koalisyonlar Yıpratır”


Zafer Partisi ile İYİ Parti arasında gündeme gelen olası ittifak iddialarını da değerlendiren Özdağ, stratejik bir duruş sergiledi:

“Siyaset bir ittifak sanatıdır. Ama şu an erken. Seçimlere 4–5 ay kala tablo netleşir. Uzun süren ittifak görüşmeleri partileri yıpratır. Biz kısa, ilkeli ve kararlı işbirliklerinden yanayız.”

“Zafer Partisi Siyasetin Milli Merkezindedir”

Partisinin ideolojik konumunu netleştiren Özdağ, Zafer Partisi’nin kuruluş felsefesine sıkı sıkıya bağlı olduğunu vurguladı:

"Biz Atatürk çizgisinde Türk milliyetçileriyiz ve siyasetin merkezindeyiz. Milli merkeziz biz. Şu an Türkiye, milli üniter laik devletten çok uluslu bir federasyona geçilmeye çalışıldığı bir dönemde. Milli üniter laik devletin son siperiyiz, son kalesiyiz. Ve amacımız bu siperi geçilmez hale getirecek şekilde güçlendirmek."

“Biz milli, üniter, laik devletin son siperi, son kalesiyiz. Kuruluş felsefesinden taviz vermeyen partiyiz. Anayasanın ilk üç maddesi, 66. ve 42. maddeleri kırmızı çizgimizdir.
Atatürk bu ülkenin kurucusudur; biz onun yolundayız.”

“Atatürk’ün Yolunda Bütün Vatanseverlere Kapımız Açık”

Ümit Özdağ, Zafer Partisi’nin herkesi kucaklayan bir milli duruşta olduğunu şu sözlerle özetledi:

“Mustafa Kemal, mandacı Halide Edip’i bile dışlamadı, kucakladı. Çünkü ülke için birlik gerekiyordu. Biz de bugün aynı anlayıştayız.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş ilkelerine inanan herkes Zafer Partisi’nde yer bulabilir.”

 “Bu Ülkede Milletin İradesi Esastır”

Zafer Partisi lideri Ümit Özdağ’ın açıklamaları, Türk siyasetinde yankı uyandıracak nitelikteydi.
Sözleri, hem demokrasiye hem de milli birliğe güçlü bir çağrı olarak değerlendirildi:

“Cumhuriyetin ağır bir krize sürüklendiği bu dönemde Türk milleti iradesine sahip çıkacaktır.
Bu ülkenin son sözü yine milletindir.”

yilmazparlar@yahoo.com

13 Ekim 2025 Pazartesi

Aydınlar Ocağı 53. Şura Toplantısı-Yılmaz Parlar

  

Türk Devleti Ebedidir

Emekli Tümamiral Yaycı: "Türk Devleti Ebedidir, Tehditler Fırsata Çevrilmelidir"

Aydınlar Ocakları'nın 10-11-12 Ekim 2025 tarihlerinde düzenlediği 53. Şura Toplantısı'na konuşmacı olarak katılan Emekli Tümamiral Prof. Dr. Cihat Yaycı, Türk devlet geleneğinin sürekliliğine vurgu yaparak, jeopolitik tehditlerin nasıl fırsata dönüştürülebileceğine dair çarpıcı analizler paylaştı.

"Tarihi Kimse Çarpıtmasın, Bu Devlet Türk Devletidir"

Konuşmasına tarihsel bir çerçeve çizen Yaycı, Türkiye isminin 1923'te ortaya çıkmadığını, Amerikan Kongre Kütüphanesi'ndeki haritalar da dahil olmak üzere tarihi kayıtlarda, topraklarımızın yüzyıllardır "Türkiye" ve devletin "Türk İmparatorluğu" olarak anıldığını belirtti. "Selçuklu'da bizdik, Osmanlı'da bizdik, Türkiye Cumhuriyeti'nde biziz. Hepsi Türk devletidir" diyen Yaycı, 1876, 1909 ve 1924 anayasalarında devletin dilinin Türkçe olduğunun açıkça yazılı bulunduğunu, bunun dünyadaki tüm federal ve çok uluslu devletlerde benzer bir uygulama olduğunu ifade etti.

"Adalar Denizi Doğru İsimdir, Yunan Tepkisi Bunun Kanıtıdır"

Coğrafi isimlerin hafıza ve ruh taşıdığını söyleyen Yaycı, 'Ege' yerine 'Adalar Denizi' isminin kullanılmasının son derece yerinde olduğunu vurguladı. Yunanistan'ın bu isme gösterdiği tepkinin, doğru yolda olunduğunun bir göstergesi olduğunu belirten Yaycı, Yunanistan'ın 23 adayı Lozan ve Paris Antlaşmaları'na aykırı olarak silahlandırdığını ve bu durumun Türkiye'ye yönelik ciddi bir tehdit oluşturduğunu altını çizdi.

"Jeopolitik Tehditler, Savunma Sanayii ve Dış Politikada Fırsata Dönüştü"

Yaycı, Türkiye'nin son 45 yılda çevresinde yaşanan 20'ye yakın savaştan güçlenerek çıktığını, bunun temel nedeninin güçlü Türk Silahlı Kuvvetleri ve akılcı dış politika olduğunu söyledi. Bu gerilim ortamının Türkiye'ye önemli fırsatlar da yarattığını ifade eden Yaycı, savunma sanayiinde yaşanan başarılı dönüşüme ve İHA-SİHA'lar başta olmak üzere savunma ihracatındaki müthiş artışa dikkat çekti. Türkiye'nin, Rusya-Ukrayna savaşında tarafsız ve güvenilir bir aktör olarak öne çıktığını ve her iki tarafı da masaya oturtabilen tek ülke olduğunu vurguladı.

"Kerkük-Yol Projesi ve Türkmenler Hayati Önemde"

Irak'taki gelişmelere de değinen Yaycı, Kerkük-Yol Projesi'nin Türkiye için jeostratejik önemine işaret etti. Bu projenin, Irak Türkmenlerinin yaşadığı bölgelerden ve Ovaköy Sınır Kapısı'ndan geçmesinin hayati önem taşıdığını belirterek, böylece Türkmen nüfusunun ve ekonomisinin güçlendirileceğini ifade etti.

"Büyük Ortadoğu Projesi'nin Hedefi Siyonistan'dır"

Ortadoğu'daki perde arkasındaki asıl gücün İngiltere olduğunu iddia eden Yaycı, 2025 Ağustos'unda İngiliz askerlerinin Kerkük'e konuşlandırılmasını ve British Petrol'ün (BP) bölgedeki milyarlarca dolarlık yatırımlarını bu bağlamda değerlendirdi. Yaycı, "Büyük Ortadoğu Projesi" olarak bilinen planın aslında "Büyük İsrail Projesi" (BİP) olduğunu ve nihai hedefin "Kürtistan" değil, "Siyonistan"ı kurmak olduğunu öne sürdü. İran'ın bölgedeki rolünü sorgulayan Yaycı, İran rejiminin İsrail ve ABD'ye bölgede müdahale etmeleri için gerekçe oluşturduğunu iddia etti.

"Suriye'deki Anlaşma Kabul Edilemez"

Suriye rejimi ile PKK/YPG arasında imzalanan ve "entegrasyon" öngören anlaşmanın kabul edilemez olduğunu vurgulayan Yaycı, "Bir cumhurbaşkanı, kendi ülkesinde kiminle anlaşma imzalar? Bir başka devletin cumhurbaşkanı ile. Bu anlaşma, PKK/YPG'yi fiilen federasyon seviyesine taşımaktadır" diyerek tepki gösterdi.

"Türkiye, Her Krizden Daha Güçlü Çıkacak İradeye Sahiptir"

Konuşmasını umutla bitiren Yaycı, Türk milletinin ve devletinin ebedi olduğunu, yaşanan tüm krizlerden daha güçlü çıkacak irade ve güce sahip olduğumuzu belirtti. Türk dünyası ile kurulan her yeni bağın ve atılan her yeni adımın bu gücü daha da pekiştireceğini ifade etti.

KKTC Tanıtma Dairesi Eski Başkanı Sebahattin İsmail,

 "Kıbrıs, Türkiye İçin Hayati Önemde"

Aydınlar Ocakları'nın 53. Şura Toplantısı'na konuşmacı olarak katılan KKTC Tanıtma Dairesi Eski Başkanı Sebahattin İsmail, Kıbrıs meselesinin Türkiye'nin güvenliği açısından taşıdığı hayati önemi vurguladı ve çarpıcı değerlendirmelerde bulundu.

"Amerika, Enosis Politikasından Vazgeçmedi"

Konuşmasına tarihsel bir perspektifle başlayan İsmail, 1955, 1964 ve 1974'teki darbelerde ABD'nin Kıbrıs'ı Yunanistan'a bağlama (Enosis) politikasını desteklediğini iddia etti. İsmail, ABD'nin bu stratejisinden vazgeçmediğini, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ile Baf'taki Andreas Papandreu Hava Üssü ve Larnaka'daki Evangelos Florakis Deniz Üssü'nün genişletilmesi ve kullanımı için anlaşmalar yaptığını belirtti. Fransa'nın da benzer adımlar attığını, böylece adanın güneyinde ABD donanması ve hava kuvvetlerinin üssleneceğini öne sürdü.

"KKTC'de Yoğun Yabancı Mülk Edinimi Yaşanıyor"

İsmail, İsrail ile GKRY arasında savunma işbirliği anlaşmaları imzalandığını ve Güney Kıbrıs'ta 20.000'e yakın İsrailli'nin yerleştiğini ifade etti. Asıl vurguyu ise KKTC'deki yabancı mülk edinimi üzerine yaptı. Kendi araştırmaları sonucunda, İsrail'in Kuzey Kıbrıs'ta, Türk vatandaşlığına geçmiş şahıslar üzerinden yoğun bir toprak alımı yürüttüğünü tespit ettiğini anlattı. Özellikle Şimon Misrel Aykut isimli, dört farklı vatandalığa sahip bir kişi ve onun şirketleri aracılığıyla 10.000 konut inşa edildiğini ve bu konutların diğer ülke Yahudilerine satıldığını iddia etti.

İsmail, bu durumu belgeleriyle ortaya koyduktan sonra ilk etapta hükümet yetkilileri tarafından yalanlandığını, ancak Milli İstihbarat Teşkilatı'nın devreye girmesiyle konunun ciddiyetinin anlaşıldığını ve yabancı mülk edinimini kısıtlayan bir yasanın çıkarıldığını söyledi. Ancak yasanın, vatandaşlığa geçirilen yabancıları kapsamadığı için yetersiz kaldığı eleştirisini yaptı.

"Acil Adımlar Atılmalı"

Sebahattin İsmail, Kıbrıs Türk halkının geleceği ve Türkiye'nin güvenliği için acilen atılması gereken adımları şöyle sıraladı:

5+1 Görüşmeleri Durdurulmalı: Federasyon temelli müzakereler sonlandırılmalı ve KKTC'nin bağımsız, egemen bir devlet olarak tanınması için büyük bir kampanya başlatılmalı.

Maraş Açılmalı: 50 yıldır kapalı olan Maraş (Varosha), vakıf malı olduğu gerekçesiyle vakıflar idaresine devredilmeli ve yerleşime/turizme açılmalı.

BM Barış Gücü Çekilmeli: KKTC topraklarındaki BM Barış Gücü askerlerinin varlığı sonlandırılmalı.

Taşınmaz Mal Komisyonu Kaldırılmalı: "Savaşı kazanan taraf mağluba tazminat ödemez" diyerek, Rumlara tazminat ödeyen bu komisyon feshedilmeli. İsmail, şu ana kadar 650 milyon dolar ödendiğini iddia etti.

Savunma İşbirliği ve Enerji Anlaşmaları: Türkiye ile KKTC arasında savunma işbirliği anlaşması imzalanmalı, Karpaz'a bir deniz üssü kurulmalı, Türkiye'den deniz altı kabloyla elektrik getirilmeli ve münhasır ekonomik bölge anlaşması yapılmalı.

Doğu Akdeniz'de Sondajlar Yeniden Başlamalı: Türkiye, 2020'den beri çekildiği Doğu Akdeniz'e dönmeli ve sondaj faaliyetlerine başlamalı.

"Çözüm: Monako Modeli"

İsmail, Kıbrıs Türk halkındaki bölünmüşlüğü (federasyon yanlıları ve iki devlet yanlıları) sonlandıracak formülün, Türkiye ile KKTC arasında "Monako Modeli"nde bir anlaşma imzalanması olduğunu söyledi. Bu modele göre KKTC, dış işleri ve savunmada Türkiye'ye bağlı, iç işlerinde ise özerk olacak. İsmail, bu durumun KKTC'nin tanınmış bir devlet olmasına engel teşkil etmeyeceğini, aksine federasyon hayalini bitirip, Türkiye ile entegrasyonu netleştireceğini ifade etti.

Konuşmasını, bu modelin ileride konjonktür uygun olduğunda "Hatay modeliyle" Türkiye'ye katılmanın da önünü açabileceğini belirterek tamamladı.

yilmazparlar@yahoo.com  

8 Ekim 2025 Çarşamba

Ümit Özdağ’ın Derdi Ne?-Yılmaz Parlar

  Ümit Özdağ’ın Derdi Ne

Evet, soruyorlar: “Ümit Özdağ’ın derdi ne?” Cevabı son derece net ve berrak: Onun derdi, Türkiye’dir. 

Damarlarında Atatürk’ün Ruhu, Kalbinde Türkiye Sevgisi Var

Damarlarında Atatürk’ün ruhu dolaşan, kalbinde Türk milletine sonsuz sevgi taşıyan bir lider…

Damarlarında akan kanda, Atatürk’ün kurduğu bu cumhuriyete ve Türk milletine duyulan sarsılmaz bir sevgi, sınırsız bir bağlılık ve yeniden ayağa kaldırma azmi vardır.

Onun miting meydanlarında yankılanan sesi, sadece bir siyasetçinin sözleri değil, bir mücadele adamının, bir fikir işçisinin yılmaz davetidir.

Liderlik Cesaret İster, Ümit Özdağ Türkiye’yi Gerçek Liyakatle Buluşturuyor

Ümit Özdağ’ın derdi makam değil, milletin yeniden ayağa kalkmasıTürkiye’nin yeniden akılla, liyakatle, adaletle yönetilmesi.

Bugün Zafer Partisi sadece bir siyasi hareket değil; vatanını seven, aklıyla çalışan, yüreğiyle inanan insanların buluştuğu bir gönül ordusu.
Ümit Özdağ bu ordunun önünde, kararlılığı, bilgeliği ve cesaretiyle bir lider, bir yol gösterici olarak yürüyor.

Liderlik Vasıflarıyla Ümit Özdağ

Netlik ve Dürüstlük

 Siyasetin puslu havasına bulaşmamış, her konuda “doğruyu” söylemekten çekinmeyen, milletine karşı şeffaf bir duruşu vardır. Söylediği her söz, yaptığı her çıkış, araştırılmış, belgelenmiş ve milletin menfaatini esas almıştır.

İlmi ve Aklı Rehber Edinmiş Bir Lider

Sıradan bir politikacı değil, bir düşünce insanıdır. Her politikasının, her projesinin altı sağlam verilerle, bilimsel stratejilerle ve akılcı çözümlerle doludur. Bu özelliği, onu “sözü dinlenen” bir lider haline getirmiştir.

Kararlılık ve Yılmaz Mücadele Ruhu

Hiçbir baskı, hiçbir karalama kampanyası onu Türkiye sevdasından, milli davasından bir adım geri attıramamıştır. Adeta bir “istiklal mücahidi” gibi, inandığı yolda tereddütsüz yürümektedir.

Başkan, partinin aynasıdır

 Zafer Partisi, Ümit Özdağ’ın etrafında şekillenmiş değildir; bilakis, Ümit Özdağ, Zafer Partisi’nin temsil ettiği ülkünün, milli duruşun ve Türkiye sevgisinin en somut yansımasıdır. “Başkan, partinin aynasıdır” sözünün en hakiki karşılığıdır.

Zafer Partisi, Bilimle, Ahlakla, Cesaretle Yükselen Yeni Nesil Hareket

Ümit Özdağ, sadece bir siyasi lider değil; bir bilim insanı, bir vatansever, bir rehber.
Onun liderliğinde Zafer Partisi, cesaretini Atatürk’ten, gücünü milletten, hedefini bilimden alıyor.

Her konuşmasında, her adımında saygı, sevgi ve milli bilinç var.
Bu yüzden Zafer Partisi, yeni bir ruhun, yeni bir Türkiye’nin sembolü haline geliyor.

Atatürk’ün İzinde, Türk Milleti’nin Kalbinde Ümit Özdağ Liderliğinde Bir Zafer Yolculuğu

Zafer Partisi Liyakatin, Bilimin, Vatan Sevgisinin Partisi

Türkiye’nin her köşesinde, akademisyenler, liyakat sahibi bireyler, çalışkan ve azimli gençler, Zafer Partisi’nin saflarına katılıyor.

Zafer Partisi sadece bir siyasi oluşum değil, bir arayışın, özlemin ve inancın adresidir. Bu partiye her geçen gün katılan, yurdunu gerçekten seven elit insanlar boşuna değil.

Onlar, partinin rozetini takarken, sadece bir siyasi tercihte bulunmuyor; bir idealin, yarınlara dair umudun ve “Yeni Bir Türkiye” inşasının neferleri olduklarını beyan ediyorlar.

Çünkü burada etik var, bilgi var, adalet var, vatan sevgisi var.
Her yeni üye, bu kutlu davanın bir parçası olmanın gururunu taşıyor.

Zafer Partisi’ne katılmak, sadece bir partiye üye olmak değil;
Atatürk’ün mirasına sahip çıkmak,
Cumhuriyet değerlerini yeniden yüceltmek,
ve gelecek kuşaklara güçlü bir Türkiye bırakmak demektir.

Neden Zafer Partisi’ne Katılmalı?

Anlamlı Sebepler;

Atatürk’ün izinde yürüyen, milli değerleri savunan bir hareketin parçası olmak.

Liyakat ve bilimin esas alındığı bir siyaset anlayışını desteklemek.

Türkiye’nin geleceği için fikir, emek ve yürek koymak.

Cesur, adaletli ve çalışkan insanların yanında yer almak.

Yeni bir Türkiye idealine katkı sunmak.

Liyakatın ve Aklın Yeniden İktidarı İçin

Liyakatın unutulduğu, kayırmacılığın kol gezdiği bir dönemde, Zafer Partisi, liyakati, bilgiyi ve aklı yeniden Türkiye’nin yönetim merkezine taşıma sözü veriyor.

Tam Bağımsız ve Gerçekten Milli Bir Duruş İçin

Ülkemizin bekası ve milletimizin menfaati her şeyin üzerindedir. Bu duruştan taviz vermeyen tek adrestir.

Sevginin, Saygının ve Kardeşliğin Siyaseti İçin

Kinin, nefretin ve kutuplaşmanın değil; sevginin, saygının ve milli birlik ruhunun siyasetini yapmaktadır.

Gençlere Gerçek Bir Gelecek Vaat Ettiği İçin

Göç ve ekonomi politikalarıyla, gençlerimize kendi ülkelerinde, gururlu ve müreffeh bir gelecek kurma azmindedir.

Sadece Eleştirmek İçin Değil, Çözüm Üretmek İçin Çalıştığı İçin

Her soruna, “Biz olsak ne yaparız?” sorusuyla yaklaşan, somut ve uygulanabilir politikalar üreten bir ekoldür.

Bu davaya katılmak, yalnızca bir siyasi tercih değil,
geleceğe bırakılacak en büyük milli miras olacak.

Ümit Özdağ, ülkesine gönülden bağlı, bilgeliğiyle yol açan, cesaretiyle örnek olan bir liderdir.
Onun liderliğinde Zafer Partisi, sadece bir siyasi parti değil; vatanına inanan insanların buluştuğu bir gönül hareketidir.
Bu yüzden her yürekli, her dürüst vatandaşın bu “Zafer yürüyüşünde” bir adımı olmalı.

Ümit Özdağ ve Zafer Partisi’nin Yükselen İdeali Yeni Türkiye’nin Mimarı

Zafer Partisi, bilgiyle yoğrulmuş cesur bir Türkiye hayalinin adıdır.
Ümit Özdağ bu hayali gerçeğe dönüştürmek için “milletle omuz omuza” yürümeye devam ediyor.

sevginin, saygının, aklın, bilimin, liyakatin ve en önemlisi, sarsılmaz bir Türkiye sevdasının siyasetteki karşılığıdır Zafer Partisi. Ve Ümit Özdağ, bu büyük davanın, bu büyük idealin yılmaz bir neferi ve kutup yıldızıdır. 

Yeni ve Güçlü bir Türkiye’nin inşası, bu idealin zaferiyle mümkün olacaktır.

yilmazoarlar@yahoo.com

Özdağ’dan Devlet ve Demokrasi Vurgusu-Yılmaz Parlar

    Zafer Partisi’nden “Millete Gidelim” Çağrısı Ümit Özdağ, “Demokrasinin Çözüm Adresi Sandıktır” Özdağ’dan Devlet ve Demokrasi Vurgusu “Ku...